Pages Menu
TwitterRssFacebook
Categories Menu

20 Şubat 2012 | Uğur Kantar | 3 yorum

Uğur Kantar: "Allah aşkına bana su verin!"

Uğur Kantar: "Allah aşkına bana su verin!"

Uğur Kantar: “Allah aşkına bana su verin!”

Uğur Kantar’ın ölümünün ardından açılan davanın her duruşması, işkence mağdurlarının ‘disko‘ vahşetini gözler önüne sermesine sahne oluyor.

Uğur Kantar’ın ‘disko’da gördüğü işkence sonucu ölümünün ardından açılan davanın son duruşmasında konuşan tanıklar, işkenceyi ayrıntılı olarak anlattı. Uğur Kantar’ın sürekli işkence gördüğünü anlatan iki tanık, Kantar’ın yanı sıra ‘disko’ olarak bilinen Disiplin Cezaevi’ne konulan her askerin işkenceye maruz kaldığını örnekleriyle gözler önüne serdi.

Girne Askeri Mahkemesi’nde görülen son duruşmada, Uğur Kantar ile birlikte Disiplin Cezaevi’nde kalan iki mağdur ifade verdi.

‘UĞUR KANTAR EN ÇOK DAYAK YİYENLERDENDİ’

Cep telefon bulundurmak suçundan aldığı 3 gün disiplin cezası için 22-23 Temmuz 2011 tarihlerinde Tümen Disiplin Cezaevi’nde kalan Adil Vural gördüğü ve tanık olduğu işkenceyi şöyle anlattı: “Ayhan Arslan ve Fırat Keser’den sebepsiz yere tekme ve tokat yedim. Bu gardiyanlar hemen hemen bütün mahkumlara kötü muamelede davranıyorlardı. İlk girdiğimizde, ‘Birliğinizde komutanlara karşı nasıl davranıyorsanız, burada bize de böyle davranacaksınız. Bize “emredersiniz”, “komutanım” diyeceksiniz’ demişlerdi. Defalarca ‘Emredersiniz komutanım’ diye bağrıtmışlardı.

Uğur Kantar özellikle en çok dayak yiyenlerdendi. Son gün Uğur’u dayak atmaya içeriye götürürlerken, ben özellikle burada bulunan sanık Ahmet’e ve diğer gardiyanlara ‘Öldürecekler bu çocuğu, engel olun’ dedim ancak ‘Bize ne, biz mi getirdik?’ diyerek hiç ilgilenmediler. Ayhan ve Fırat sürekli herkese vuruyorlardı, güneş altında bekletiyorlardı. Ben bir gün yine güneş altında bekletilirken, Fırat ve Ahmet başımızdaydı. Kendilerine, ‘Burada beyin kanaması geçirirsem, kim hesabını verecek?’ diye sordum. Fırat bana, ‘Umurumda mı? Buraya gelirken bana mı sordun? Üç tane şahit gösteririm, nereye şikayet edersen et’ diye cevap verdi. Cezaevinde bulunduğumuz yer duvarları yüksek tepeden güneş vuran bir yerdi. Nerede ise 50 derece sıcaklık oluyordu. 10 dakikada bir su içmeden kimse dayanamazdı. Ne zaman su istesek, izin vermiyorlar, 40 dakika, bir saat gibi süreler geçtikten sonra topluca su içmemize izin veriyorlardı. Ayrıca bu su, cezaevinin damındaki su deposundan geldiği için sıcak suydu. Bu şekilde güneş altında kaldığımız için böbreklerimiz ve ciğerlerimiz kuruyordu.

KAHVALTI İÇİN 3 DAKİKA, TUVALET İÇİN 9 SANİYE

Traş için 3-5 saniye, kahvaltı için 3 dakika, öğlen yemeği için 5 dakika, tuvalet için 9 saniye gibi kısa süreler veriliyordu. Sürelere uymayanlar dayak yiyordu. Bu yapılan muameleler işkence değil de nedir? Arkadaşlardan duyduğuma göre Tümen Komutanı, cezaevinden 500 metre uzaklıktaki makamından, mahkumların seslerini duyacağım diye emir vermiş. Bunu bazı asker arkadaşlardan duymuştum.

‘AZAP TAŞINDA SAATLERCE GÜNEŞİN ALTINDA OTURTUYORLARDI’

Biz birliğimizde bir saat ile bir buçuk saat arasında sabah sporu yapmaktaydık. Cezaevinde kaldığımız süre içerisinde 2 saatten 8 saate kadar spor yaptırıyorlardı. Spordan da öte cehennem azabı idi. Azap taşı denen yerde saatlerce güneşin altında oturtuyorlar, kımıldayanı tekme tokat dövüyorlardı. Uğur Kantar, ben birlikten de tanıdığım kadarıyla sapasağlamdı, hiçbir hastalığı yoktu, psikolojik bir rahatsızlığı da yoktu. Bize bu konuda hiçbir şey söylemedi. Cezaevindeyken sebepli sebepsiz her bahane ile Uğur’u dövüyorlardı.”

Gazi Yılmaz da, Uğur Kantar’ın gördüğü işkence sonucu durumunun ağırlaştığı gün, Disiplin Cezaevi’ne konuldu. Cezaevine ilk konuldukları andan itibaren işkencenin başladığını anlatan Yılmaz, duruşmada şunları söyledi:

“Kaydımızı Ayhan Arslan yaptı. Yanında Fırat Keser de vardı. Benimle beraber cezaevine gelen Ömer Gülcan ve ismini hatırlayamadığım bir arkadaş daha vardı. Bize cezaevi elbiseleri verdiler. Bu arada saçma sapan hareketler yaptılar. Elbiseleri yere attılar, bize aldırttılar, tekrar yere attılar. Bize bunun gibi hareketler yaptırttılar. Daha sonra sivil eşya deposunda giyinmeye gitmiştik. O sırada ismini sonradan öğrendiğim Uğur Kantar’a bağırdıklarını ve tokat attıklarını gördüm.

‘UĞUR, “ALLAH AŞKINA BANA SU VERİN” DİYORDU’

Uğur Kantar, ‘Allah aşkına bana su verin’ diyordu. Ayhan ile Fırat su vermiyorlardı. Daha sonra sürükleyerek banyoya götürdüler, banyoda olanları görmedim. Sonra Uğur Kantar’ı dışarıya çıkardılar. Uğur sürekli, ‘Bana su verin’ diyor, başka bir şey demiyordu. Uğur’u kelepçeleyip güneşin altında bıraktılar, orada yarım saat kadar beklettiler. Baygındı. Daha sonra gölgeye aldılar. Ayıltmak için üzerine su döktüler. Daha sonra kafalarına göre tutanak tuttular. ‘Çöp tenekesine vurdu, küfür etti’ diye yazmışlar. Halbuki öyle bir şey yoktu. İmza atacak hali olmadığı için parmak bastırdılar. Diğer mahkumları ise, ‘Söz dinlemezseniz, burada olanları anlatırsanız, sizin de haliniz böyle olur’ diye tehdit ettiler. Daha sonra Uğur’u götürdüler.”

AYLARCA YOĞUN BAKIMDA KALDI

Kuzey Kıbrıs’ta askerlik yaparken “Disko” olarak tabir edilen disiplin koğuşuna konulan, işkence gören, güneş altında sandalyeye kelepçelenerek tutulan Uğur Kantar, 26 Temmuz 2011 tarihinde Ankara GATA’ya sevk edildi. Uzun süre yoğun bakımda tutulan Kantar, 12 Ekim 2011 tarihinde yaşamını yitirdi.

Arzu Demir

ETHA – 19.02.2012

3 yorum

  1. İnsanın çıldırmaması elde değil…

  2. Girne’de hastaneye gittiğim birgün bu çocuğu öldüren gardiyanlardan biri (muhtemelen Fırat denen …) hastaneye getirildi. Elleri kelepçeliydi, üzerinde hapishane kıyafeti vardı ve başı önündeydi. Benim tertibim Manisa’dan acemilikten arkadaşım ise bu mahkemenin görüldüğü 28. tümenin mahkeme yazıcısıydı. Bana dedi ki aha bak bu eleman işte Uğur’u öldürenlerden biri. Öteki nerede dedim ? O tutuksuz yargılanıyormuş öyle söyledi. Anlattıklarını duysan inanmazsın. Bu Fırat denen eleman en az 20 sene yer dedi, ötekinin de yatarı var ve hapishane sorumlusu komutan da açığa alınmış.

    Bu Uğur’un ailesine önce oğlunuz hasta demişler, çocuğun 2 3 günü kalmışmış sanırım tezkeresine. Ailesi apar topar Kıbrıs’a gelmiş ama oğlunuz Gata’da demişler. Aile Ankara’ya gittiğinde askeriye aileye araç falan tahsis etmiş falan rezilliğe bak. Aileye oğlunuz çok hasta falan demişler ama askeri savcılardan biri (ki kısa dönem senin benim gibi asker bu eleman) oğlunuz işkence görmüş olabilir demiş ve araştırmaya başlamış. Çocuk aylarca hastanede kaldı, öldü gitti işte. Komple değişmesi lazım komple, askeriyenin komple elden geçmesi lazım. En alttakinden en üsttekine kadar. Bunu eminim işini layığıyla yerine getiren bütün komutanlar da istiyordur. Çünkü olması gereken bu değil…

    NOT: ** ‘lı bölüm Editor tarafından değiştirilmiştir.

  3. cocuğum askerde hayattaki tek varlığımı devlete emanet vermişim allah göstermesin yüzde biri başına gelirse tümen komutanı da dahil ona böyle bir eziyet yapanı… allahım adına yemin ederim tek tek suikast yaparım hepsine and olsun biz cocuklarımızı vatana hizmet yoluna gönderiyoruz askere cahil … egolarını tatmin etmeğe değil

    Editor: Bazı yerler sansurlenmistir.

Bir Cevap Yazın